SESSİZ VAKİT...

14/10/2009

TAŞINDIM!!


PAYLAŞIMLARIMA                ARTIK 



http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?


UyeNo=1821085





MİLLİYET BLOG  SAYFASINDA DEVAM EDİYORUM



SAYGILARIMLA



Akın  KAYA






19/11/2008




Mavi ceylanın heybesine asılı kaldı gece..
Boncukları göründü yırtıktan,ayan beyan yüzüme değdi gözleri.
Yolculuk demleri..
Küçük iç yolculuklar..
Büyük düş kırıkları..
Huzurlu,
İçten,
Kırık,yarık.
Yara bere içinde bakışlarım.
Çocuksu,sevimli,yalansız dolansız kirpiğin ucu..
Anılarına saklanmış yalnızlık.
Gözü pek korkulu iman..
Uzak tepelerden çakal sesleri..
Karnını deşiyor kardeşinin aşklarını.
Ekmeğini,suyun başındaki tilki.?
Bırakuji şarkıların piyasa pisliği.
Ruh bozumu şarap kızılı.
Pazar sonrası dağınık paramparça apışkan yeryüzü
Genzine takılan acıdır yüreği burkan.
Takılı kalmıştır asılı,nefessiz,soluksuz
Ne tam aşağıda kaybolur tek başına sessiz.
Nede,yukarıya doğru arşınlanır boylu boyuna.
İkilem.?
Çelişki.?
Hüzün demleri artık yas demleri..
Aydınlık yüzü,çamura bulanmış çocuk tebessümü.
Ana sütü gibi ak,bir yağmur damlası aktı sabah ezanı vaktinden  önce.
Griye çalık gökyüzü,yıldızlar çok uzakta,renksiz,mat ,soluk,korkak...
Soluktu renkleri..
Düşlerime dokunamadılar.
Korkak,acemi,panik içimdeki çocuk.
Uykulu,bir sessizlikte geldi haberim olmadan,,
Çürümüş,kan irini kokan toprağa değdi kirlenen çoğrafyanın kuşları..
Ana değimliydi ki toprak.?
Yediren karnı aç çocukları.!
Bağrında taşıyan,suda boğmayan kendi elleriyle..
Anılar.
Ah anılar..
Sararmış gökyüzüdür artık,suya düşmüş yaprak..
Dalgaları,kendi izlerinde kaybolana dek…
Yorgun düşler bilenir korkulu bir kavgaya.
Kavga deki;Barış olsun…
İçimi titretsin..
Yağmur aksın nehirlerinden..
Sarmaşık çiçeklerini karşılasın mor benekli çiçeğinin kökleri,ışısın...
Aşk olsun..
Yeterki aşk olsun çocuk..
Ama mertçe olsun teke tek..
Yürekte bilensin sızı.
Demen o ki,
İçimde,sıkışan sensin.
Köklerimin sesleri beni çağırıyorlar meydana..
Hayaletler; ölüm meleğime sesleniyorlar.
içimdeki gülen yüzlü çocuğa
Gitmeliyim sevgilim,
Sıcak değil artık hiçbir koku..
Ellerim değil,yüreğim titresin istedim.
Rusva olmadan aleme..
Dokunmuyor artık,dağılan ayna parçalarına
Ruhumu duyuran sevgili..
Sanada hoşçakal,
Sanada,
İçimdeki yönsüz pike yapan martı..
Sanada…

Faruk BORAN

 

 

19/11/2008

çok dava bir adam!..




Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...  (a.arif)

 

Bizim oralarda söylenen güzel bir söz aklıma geliyor manzarayı seyrettiğimde, biraz tebessüm birazda acıyarak ‘at izi iti izine karışmış’ derler güzelde demişler hani. Önce manzaradan bahsedeyim;bir nevi temiz eller operasyonunun yerel versiyonu. Gözaltılar,tutuklamalar,ifadeler ve sonrasında mahkeme,iddianame  nam-ı diğer ERGENEKON davası işte! Olayın politik,hukuk ve magazin durumu hiç umurumda değil. Fakat beni acı tebessümlere sevk eden ve bir o kadar da mutlululuğuma sebep olan "haklı çıkmam" diyelim. Sanıkların çeşitliliği ve alakasızlığı ilk bakışta ne kadar ilginç geliyor olsa da beni hiç mi hiç şaşırtmadı. Sanık sandalyelerindeki bu çarkıfeleğin en dikkat çekici ismi benim için Perinçek'dir..


Yıl :1995   Yer: Ankara... 
İki gün öncesinden güzel insan bir o kadar da o vakitler düşüncelerimizi birbirimize bir kılıç gibi savurduğumuz insan İ.K abimizin nazik davetine icabet ederek on iki kişilik ford minibüsü ben,boyacı Sami ve şimdi nerelerde ne iş yapar akıbetinde bi haber olduğum arkadaşım Cemal ile birlikte arka dörtlüsünde çıktık Ankara yoluna. Önce Sivas'a uğradık bir o kadar insan da kafileye katılınca kiralanan yolcu otobüsünde devam ettik yolculuğumuza. Başlı başına bir hikayesi olan o yolculuğu ilerde yazmalıyım diye düşünüyorum şimdi..
Yol boyunca İ.K abi ile tartışmalarımızda susan taraf hep ben oldum çünkü onun kof ve asılsız düşüncelerinin yanında, içten ve kararlı olmasına duyduğum saygı vardı sanırım. Taze devrimciliğimiz heyecanı ile tıkış tıkış salonun misafir sıralarına saf saf bakıyorum özellikle Küba'dan gelen partililere hayranlıkla bakıyorum her biri Che Guevara,Fidel Castro’ ymuş gibi geliyordu bana.  Sağ duvarın dibinde kürsünün birkaç sıra önünde biz oturuyoruz konuşmacıları pür dikkat takip ediyorum sadece konuşmalarını değil el kol hareketlerini, mimiklerini, kıyafetlerini, ne de olsa benim gibi acemi bir sosyalist adayının her zaman bulunacağı bir ortam değildi burası. Ara verildiğinde cebimdeki son para ile ekmek arası köfte alamamıştık da patatesli poğaça yemiştik Cemal ve Sami ile. Çayı da Hüseyin abiden bedavaya getirmiştik..
Sekerek merdivenleri çıkarken koltuğunun altındaki dosyada neler yazıyor diye düşündüm. Abartılı alkışların ne zaman son bulacağını merak ederken, Stalin'in konuşma finalindeki tezahürat ve alkışın kimse ilk bitiren olmamak için ne kadar uzun sürdüğünü duymuştum onu anımsadım alaycı hafif bir tebessümle.. Beş kişi etrafında kümelendik. Sağında en kenarda saffımı aldım ne söylediği pek umurumda değildi açıkçası el kol hareketleri mimikleri ne kadar iticiydi tıpkı bir bürokrat yada yıllar önce aptalca bir davanın başlangıcında, odasında bana nasihat vermeye çalışan savcı Süleyman gibiydi. Suratımıza çok az bakıyordu daha çok izleyici sıralarına göz gezdiriyordu. O konuştukça ben abilerimizin bu adam ve güruhu hakkındaki söylemlerini düşünüyordum. 12 eylül öncesi gazetelerinin ihbarcı tavrı vs. çok sonra fark ettim fotoğrafların çekildiğini, onlardan bir tanesine sahip olmuştum. Geçenlerde bakıyordum o fotoğrafa çok enteresan görünüyordu kılığımızdan saçımıza.. Yıllar sonra parti bayraklarının renklerini değiştirdikleri gibi kendi renklerinide belirlemede daha samimi oldular,gösterilerde gençlere saldırdılar,bölge partisine saldırdılar,kırmızımı kırmızı elma yediler, halt ettiler işte ... Velhasıl bilmem kaç bin sayfalık iddianamenin ne kadarından nasipleniyorlar bilmem ama sanık sandalyelerini kimlerle paylaştıklarına hiç üzülmedim şaşırmadım malum paşa, malum avukat, malum mafya ve malum başkan...

Akın KAYA

 

24/8/2008

on'a kalan işte bu!

    





Boş kovanlar, şarapnel parçaları, bomba gürültüleri, kurşun sesleri, yıkılmış evler, ceset kokuları... İnsanları olmayan bomboş bir sokak.Peki nerde bu evlerin sahipleri? Anlatılır mı onun gördükleri şu gördüğüm tek kare fotoğrafta... Daha öncede yazıldılar defalarca, üstelik usta kalemlerden. Bir yerlerde birileri konuştu, eylemler düzenlendi, sokaklara döküldü. Hiç tepkisizlikten iyidir yinede. Ama ne değişti ki onların küçük dünyalarında. Bir savaşa şahitlik ettiler küçücük gözleriyle. Binlerce insanın hatta kendi yaşıtlarının bile ölümlerini gördüler. Kendisi şanslı hayatta olduğu için. SİVİLLERİN ASLA HEDEF OLMADIĞI BİR SAVAŞTA! ÖLEN BİNLERCE SİVİLİN İÇİNDE OLMADIĞI İÇİN ŞANSLI! ... Adına umut Diyeceğim onun. Elinde bir parça ekmeği belki başka bir şey bilemiyorum ama yarının korkusu içinde. Çocukluğu öldürülmüş bu savaşta onun. Gözlerine baksanıza bütün ışıltılarını çalmışlar, onu hayatta bırakmışlar. Nasıl devam edecek hayata. Kimi kaldı yakınlarından. Okula gidebilecek mi? Korkusuzca oyun oynayabilecek mi evlerinin önünde (ya da evlerinden geriye ne kaldıysa). O sadece bir çocuk en fazla 7 yaşında.

Kendi çocuğumuz olsa; bir filmde kanlı bir sahne olsa gözlerini kaparız ya da kanal değiştiririz aman etkilenmesin yavrumuz, bilinçli anne babalar gibi oynaması için oyuncak silahlar almayız ona, istediklerini yaparız, dinleriz, arkadaşlarını eve davet ederiz sevdikleri yemekleri yaparız, en iyi okullara göndeririz, ödevlerine yardım ederiz, bütün yüreklerimiz onlarladır. Aman üşütmesinler, hasta olmasınlar, onların tırnağı kanasa bizim içimiz yanar. Peki Umut için kim endişelenecek. Onun kendinden bile büyük yaralarını kim sarmak için gayret gösterecek. Onun hiçbir suçu yok ki bu kirli oyunda. Bütün dünya savaşta… birileri diğerlerine hep düşman, güç savaşı iktidar savaşı… peki savaşlar sizin olsun da bu çocukların hayatlarını kim geriye verecek. Gürcü, ıraklı, Afgan ya fa filistin de bir çocuk o sadece. Eskilerde bir film vardı  TANRILAR ÇILDIRMIŞ OLAMALI. Şimdi düşünüyorum da tanrılar mı çıldıran insanlar mı bilemiyorum. Ve ben ne dersem diyim UMUT’un kaderi değişmeyecek nasılsa. Onun için diyorum ki önce tanrılar(ı) çıldırdı şimdi insanları. Her çocuk, her masum yarınını hak ediyor. Bu bir kader değil. Kirli oyunun piyonları da onlar değil. Tek haklı onlar bu iğrenç savaşlarda bütün kaybetmişlikleriyle…


Nazlı  CAN

27/7/2008

son..

 




Bir öykü daha bitti.

Son sözler miydi söyleneler bilinmez ama “SON”.

Yaşananlar tozlanmak üzere,

Ve bir gün bir yerlerde hatırlanmak üzere

Diğerlerinin yanına kaldırıldı.

Şimdi yepyeni bir sayfa var ömrümde

İlahi bir kalem yazmaya başlayacak, bende okumaya. 

Başkahramanı da olsam bu öykülerin

Yazanı ben değilim ne yazık. 

Bundandır ki aşka da yer var,

Acılara da şu yüreğimde…




not: bu güzel şiir in mimarı güzel insan a teşekkürlerimi sunuyorum ve devamını temenni ediyorum.  a.kaya.

« Önceki